MERHABA

Herkese bir merhaba demek istiyorum öncelikle…  Şöyle en derinden, en hakiki ve en çarpıcı, en güzelinden bir merhaba.

Neden böyle bir giriş yaptığımı muhtemelen merak ediyorsunuzdur! İnsanın neye ihtiyacı varsa karşısındakine de onu verdiğinden olabilir mi? Bir merhabaya ihtiyaç duyuyor olabilir miyim acaba? Bir merhabanın eksikliğini, bir merhabanın hatırşinaslığını, bir merhabanın mütevazılığını, bir merhabanın olgunluğunu, bir merhabanın desteğini istiyor olabilir miyim?

Olabilirim… Evet bu “merhabayı” istiyor olabilirim…

Hayatın ağır yükünü sırtlayan her insan gibi omuzlarım düşmüş, takatim kalmamış, mücadele etmekten, laf anlatmaktan, anlaşılmamaktan, haksızlığa uğramaktan bitap düşmüş ben, bu merhabaya ihtiyaç duyuyorum. İstiyorum ki elinde ufak tefek, geçer kalır, etkili etkisiz bir güç sahibi olan insanoğlu bu varlığın sarhoşluğu ile etrafını har vurup savurmasın… Erdemin gücüyle, şefkatiyle, maddi gücünü kutsasın… Bir gün olup da devranın döneceğini o erdemli tavra kendisinin de ihtiyaç duyabileceğini –ki bu varsayım bile erdemin kendi yapısına ters düşer!- bilsin… Kendini karşısındakinin yerine koyabilsin. Ben ne yapıyorum, burada bir yanlış var! diyebilsin. Ve her şeyi bir tarafa bırakıp, seni görüyorum, seni biliyorum, seni anlıyorum diyen bir “merhaba” dillendirebilsin.

Çok mu dertliyim? Evet çok dertliyim… İnsanlığın gittiği, varmaya çalıştığı-burası neresi o nu da bilmiyorum ya ayrı mesele- yer konusunda çok dertliyim. Artık egolar çarpışıyor, güç tek faktör bu çarpışmanın sonucunu belirleyen…  Egosu kocaman olan bir de gücü de elinde tutuyorsa karşısındakinin vay haline! Ego’nun emri: ez, parçala, yok et, acıma!
Milletçe en tepesinden en dibine bu kaosun içinde savrulur vaziyetteyiz… yok oluyoruz… bitiyoruz… hissizleşip tek başarıya ve kazanmaya odaklanmış robotlar haline dönüşüyoruz.

Oysa ki yaşamın içinde tek gerçek var “zaman”. Gerisi izafi, gelip geçici. Ve maalesef zaman her şeyi yutuyor; varlığı, malı mülkü, parayı pulu, unvanı ve insanı. Ve biz bu gelip geçici sanal dünyada bu sanal “ıvır zıvır” için insani tüm değerlerimizi yok edip, saçma bir mücadelenin içinde ömrümüzü ve kendimizi tüketiyoruz. Hatta çürütüyoruz ve yok oluyoruz.

Bir kere de olsa şöyle bir duralım ve etrafımıza bir “merhaba” diyelim. Merhaba nasılsın, iyi misin, mutlu musun, keyifli misin? diye soralım… Gözlerinin içine bakalım, elini tutalım, yanağına bir öpücük konduralım ve hatta sarılalım, sıkı sıkı… Bakalım ne olacak?
İçimden geldi… böyle işte…

Dergiye gelince… Her geçen gün hizmet alanını ve ağını genişleten “Kamyonum” İngilizce ile daha da geniş kitlelere ulaşabilmeyi hedefliyor.  Bu sayıdan itibaren beraberce göreceğiz, bu doğru bir proje mi değil mi…

Lütfen bu değişime sizler nasıl bakarsınız, fikirlerinizi bizimle paylaşın.

Türkçe ve İngilizce yayınlanan dergimiz bu sayıdan itibaren yurt dışında faaliyet gösteren ve Türkiye’de iş yapan firmalara ve Türkiye’deki ticari ataşeliklere ve ilgili diğer kuruluşlara da ulaşacak. Ve tabii ki yurtdışındaki birçok fuarda Kamyonum’u daha sık göreceksiniz.
İş, güç devam ediyor, edecek, ancak yukarıda yazdıklarımı şöyle bir düşünün derim… Düşünelim derim. Belki hiç tahmin edemediğiniz şeyleri size hatırlatacak, sizi gülümsetecek belki de bazı olaylara farklı açıdan bakmanıza vesile olacak bu yazdıklarım. Ne dersiniz; olabilir mi?

Evet … Son söz “merhaba” sevgili dostlar… hepinize merhaba