






Tam da bu kritik eşikte, Türkiye gibi stratejik bir coğrafyada bulunan ülkeler için lojistik, yalnızca bir taşımacılık faaliyeti olmaktan çıkıp, ulusal güvenlik ve ekonomik istikrarın temel taşlarından biri haline geliyor.
Bu kapsamlı söyleşide, İskenderun Teknik Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Birol Erkan ile küresel lojistikte yaşanan son kırılmaları ve bunların Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini mercek altına alıyoruz. Ortadoğu’da alevlenen savaş ortamından Kızıldeniz'deki güvenlik krizine, Panama Kanalı'ndaki kuraklıktan Hürmüz Boğazı'ndaki gerilime kadar pek çok sıcak gelişmenin gölgesinde, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu riskleri ve bu yeni düzende ortaya çıkan stratejik fırsatları değerlendiriyoruz.
Prof. Dr. Erkan, özellikle enerji ve petrokimya tedarikinde yaşanabilecek aksaklıkların Türkiye'nin tekstil, otomotiv ve inşaat gibi lokomotif sektörlerini nasıl etkileyebileceğini çarpıcı verilerle açıklarken, tüm bu krizlerin Türkiye için hayati bir çıkış yolu olarak "Orta Koridor"u nasıl öne çıkardığını da detaylandırıyor. Savaşın yıkıcı gölgesinde şekillenen yeni küresel tedarik mimarisinde Türkiye'nin ana ticaret hattı olma potansiyelini ve bu yolda atılması gereken adımları konuştuk.
Savaşın Gölgesinde Küresel Lojistik: Türkiye İçin Riskler ve Yeni Koridor Arayışı
Öncelikle savaşın insani açıdan büyük bir felaket olduğunu vurgulamak gerekiyor. Ancak bununla birlikte savaşların yalnızca insan hayatı açısından değil, ekonomik açıdan da dünya için ciddi yıkıcı sonuçlar doğurduğu bir gerçek.
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla bu tür krizlerin tam merkezinde yer alan ülkelerden biri. Bu nedenle yaşanan gelişmeler hem ekonomik hem de lojistik açıdan Türkiye için önemli riskler ve olası tehlikeler barındırıyor. Elbette bu gelişmeler sadece Türkiye’yi değil; Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar küresel ticaretin tamamını etkileyen sonuçlar doğuruyor.
Son yıllarda küresel lojistik sistemi zaten ciddi kırılmalar yaşadı. Bunlardan ilki, Panama Kanalı’nda kuraklık nedeniyle yaşanan kapasite daralması oldu. Kanal geçişlerinin azalması, dünya ticaretinde önemli bir maliyet baskısı yarattı ve deniz taşımacılığında ciddi gecikmelere yol açtı.
Bunun ardından Yemen’de Husilerin saldırıları nedeniyle Kızıldeniz hattında ciddi güvenlik sorunları ortaya çıktı. Oysa Kızıldeniz, dünya ticaretinin en kritik deniz koridorlarından biri. Bu nedenle birçok uluslararası taşımacılık şirketi rotalarını değiştirmek zorunda kaldı.
Gemilerin Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu üzerinden dolaşarak Avrupa’ya ulaşması, taşıma sürelerini ciddi biçimde uzattı. Bu durum yalnızca zaman maliyetini değil; navlun ücretlerini ve sigorta maliyetlerini de önemli ölçüde artırdı.
Bugün ise dünya yeni bir krizle karşı karşıya. ABD, İsrail ve İran arasında büyüyen ve farklı ülkelerin de dahil olduğu görülen savaş ortamı, küresel lojistik açısından yeni bir şok yaratma potansiyeline sahip.
Bu durumun en kritik noktalarından biri enerji fiyatlarıdır. Çünkü dünya ekonomisinde tarımdan sanayiye kadar pek çok sektörün temel girdisi petrol ve doğalgazdır. Son birkaç gündür petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş bu riskin ilk işaretlerini vermeye başladı.
Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali, küresel ekonomi açısından son derece kritik bir senaryoyu gündeme getiriyor. Henüz savaşın ilk günleri sayılabilecek bir süreçte bile petrol sevkiyatında ciddi düşüşler yaşanıyor. Oysa Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi hattı, dünya günlük petrol tüketiminin yaklaşık %20’sini, yani günlük yaklaşık 20 milyon varili karşılayan bir güzergâh.
Bunun Türkiye açısından ayrı bir boyutu bulunuyor. Körfez ülkeleri — Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve İran — Türkiye’nin petrokimya ve plastik hammaddesi açısından önemli tedarikçileri arasında yer alıyor.
Türkiye’nin petrokimya sektöründe %80’in üzerinde dışa bağımlı olduğu düşünüldüğünde, savaşın uzaması birçok sektörde üretim baskısı yaratabilir. Özellikle:
tekstil
plastik ve ambalaj
otomotiv
inşaat
gibi sektörler bu hammaddeleri yoğun şekilde kullanıyor. Dolayısıyla enerji ve petrokimya tedarikinde yaşanabilecek aksaklıklar Türkiye’de bazı sektörlerde üretim maliyetlerinin hızla yükselmesine hatta üretim krizlerine yol açabilir.
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, savaşın hem küresel ekonomi hem de lojistik sistemi üzerindeki dışsal maliyetlerinin çok yüksek olduğu görülüyor. Bu nedenle savaşların bir an önce sona ermesi yalnızca insani açıdan değil, ekonomik açıdan da büyük önem taşıyor.
Türkiye açısından ise bu süreç yeni stratejik fırsatları da gündeme getiriyor. Özellikle Orta Koridor, Türkiye için her geçen gün daha kritik bir lojistik hat haline geliyor.
Kuzey Koridoru’nun Rusya–Ukrayna savaşı nedeniyle zaten ciddi riskler taşıdığı biliniyor. Üstelik bu savaş olmasa bile bu hat iklim koşulları ve jeopolitik riskler nedeniyle sınırlı bir alternatif sunuyor.
Bu nedenle Türkiye’nin:
Orta Koridor projelerine hız vermesi
Çin başta olmak üzere bölge ülkeleriyle iş birliğini artırması
lojistik altyapı yatırımlarını hızlandırması
stratejik önem taşıyor.
Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin Global Gateway (Küresel Geçit) girişimi çerçevesinde Türkiye ile ortak lojistik ve dijital altyapı projelerinin artırılması da kritik bir fırsat alanı oluşturuyor.
Kısacası, küresel ticaret yeni bir kırılma döneminden geçerken Türkiye için Orta Koridor yalnızca bir alternatif değil, giderek ana ticaret hattı haline gelme potansiyeli taşıyor.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |





