Türk nakliyecisinin Avrupa’ya çıkışı artık yolda değil, konsoloslukta başlıyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret her yıl artıyor. Türkiye, Gümrük Birliği sayesinde Avrupa’nın üretim zincirine entegre olmuş durumda. Sanayi ürünleri serbest dolaşıyor; Türk fabrikaları Avrupa için üretiyor, Avrupa pazarları Türkiye’den gelen mallarla besleniyor.
Ancak bu ticaretin taşıyıcısı olan lojistik sistem, vize engeline takılıyor.
Bu tablo yalnızca Türkiye’nin şikâyeti değil. Avrupa basını da aynı noktaya işaret ediyor.
Financial Times, Avrupa lojistiğinin en büyük sorunlarından birinin sürücü açığı ve artan bürokratik engeller olduğunu yazıyor.
Politico Europe ise Schengen dışından gelen profesyonel sürücülere uygulanan katı vize politikalarının, Avrupa’nın kendi tedarik güvenliğini riske attığını vurguluyor.
Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği (IRU) da durumu rakamlarla ortaya koyuyor:
Avrupa’da yüz binlerce sürücü açığı bulunuyor. Buna rağmen uygulanan vize rejimi, bu açığı kapatmak yerine taşımacılığı daha da zorlaştırıyor.
Bugün bir Türk tır şoförü Schengen Bölgesi için vize almak istediğinde;
• Aylar sonrasına randevu bulabiliyor,
• Çoğu zaman kısa süreli ve tek girişli vizeyle sınırlandırılıyor,
• Her başvuruda yeniden aynı bürokrasiyle karşılaşıyor.
Bunun sonucu sadece bireysel bir mağduriyet değil.
Bir lojistik firması sözleşmesini yerine getiremiyor.
Bir ihracatçı, alıcısına teslim tarihini ertelemek zorunda kalıyor.
Bir Avrupa fabrikası, üretim için beklediği parçayı zamanında alamıyor.
Bir market zinciri, rafına koyacağı ürünü gecikmeli teslim alıyor.
Yani vize engeli yalnızca Türk nakliyesini değil, Avrupa’nın tedarik zincirini de yavaşlatıyor.
Avrupa bir yandan “tedarik zinciri kırılgan” diyor, diğer yandan bu zincirin taşıyıcısı olan lojistik firmalarının hareket alanını daraltıyor.
Oysa lojistik sadece kamyon ve şoförden ibaret değildir.
Lojistik; sözleşmedir, planlamadır, zamanlamadır ve güvenilirliktir.
Bu unsurlardan biri aksadığında, sistemin tamamı zarar görür.
Türk lojistik firmaları Avrupa’ya yük taşırken yalnızca bir aracı rolü üstlenmiyor; yükün zamanında ve eksiksiz tesliminden hukuken ve ticari olarak sorumlu oluyor.
Vize engeli, bu sorumluluğun yerine getirilmesini fiilen imkânsız hale getiriyor.
Bu da firmaların rekabet gücünü düşürüyor, müşteri kaybettiriyor ve Türkiye’nin Avrupa lojistiğindeki payını zayıflatıyor.
Türk nakliyecisi ayrıcalık istemiyor.
Serbest dolaşım talep etmiyor.
Siyaset yapmıyor.
Sadece şunu söylüyor:
“Sorumluluğunu aldığımız yükü, önümüze engel konmadan teslim edelim.”
Bugün Türk nakliyesine uygulanan vize politikası yalnızca Türkiye’yi zorlayan bir uygulama değildir.
Bu politika aynı zamanda Avrupa’nın kendi üretimini, ticaretini ve tedarik güvenliğini de zayıflatmaktadır.
Ve artık mesele yalnızca şoförün vizesi değildir.
Mesele, iki tarafın da zarar gördüğü bir sistemin sürdürülebilir olup olmadığıdır.
Sonuçta sorulması gereken soru şudur:
Mal serbestçe dolaşabiliyorsa,
o malı taşımaktan sorumlu sistem neden hareket edemiyor?
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |





